HUZUR


Yağmur yağarken cam kenarında oturup kahve yudumlamak ve dışarıyı izlemek pek çoğumuzun hoşuna gider. Özellikle içinde bulunduğumuz ortam konforlu ise. 

Bugün kahvemi demlemiş bir şeyler üzerine vakit harcarken gök gürlemeleri hızlı bir yağmura dönüştü. Hemen camları kapatmak için kalktım, kahvemi tazeleyip açık olan camları kapatmaya başladım. Ardından alt katı ve çatı katını. Çatı katından çatıya açılan küçük pencereyi açtım ve yeni yaptığımız bacaya bakıp kafamı hemen içeri çektim. O an bu yazıyı yazmaya karar verdim. Ardından kapalı balkona inip bahçeyi izledim. Sıcak havalardan dolayı artık günde iki kez suluyordum, bu yağmur beni bir işten kurtarmıştı. Bundan daha çok çiçeklerin yağmuru daha çok sevmesine sevinmiştim. Yarın daha gür açacaklarına eminim.

Konuma gelmeliyim artık. Çok konuşup laf kalabalığı yapmayı sevmem. Kibar tabirle karşı tarafın kafasını karıştırıp söylediklerimizi onaylamasını sağlamak gibi gelir bana hep. Bu yüzden fikirlerimin özünü yumuşatmadan söylemeyi tercih ederim. Söylediklerim sert oluyorsa bile onaylanıyorsa gerçekten doğru/mantıklı olanı söylüyorum demektir.

Bu üç paragrafı yazarken yağmur dindi ve ev sıcaklığı boğucu hale geldi. Tekrar camı açıyorum. Şimdi gerçekten konuya gelme vakti.

Güvenli ve konforlu ortamımızda dışarıdaki kötü havayı izlerken kahvelerimizi yudumlayıp keyif almak ne derece samimi? Ne olacak, bir şekilde -belki de büyük mücadelelerin ardından- sığınacak bir yere sahip olup bunun keyfini çıkarmak diyeceğinizi duyar gibiyim. Peki hala zor durumda olanlar? 

Tek soruluk bir anket yapsak ve bu soru da evsiz insan/hayvan olmasını ister misiniz şeklinde olsa herkesin büyük üzüntüyle hayır cevabını vereceğine eminim. Peki kahvemizi yudumlarken bu büyük üzüntüyü kaç kişi anımsar? Kime sorsak insanlık/ülke/toplum olarak gelişmemizin önemine değinirken yalnız kaldığımızda bu düşüncelere dalar mıyız? Yoksa sadece elde ettiklerimiz kadar uzaklaşır mıyız ideal düşüncelerden?

Kuantum tartışmalarındaki kimsenin izlemediği, hiçbir gözlemcinin olmadığı bir ormanda devrilen bir ağaç ses çıkarmaz görüşü misali kimsenin bizi izlemediği anlarda gerçek doğamızı ortaya çıkarıyor olabilir miyiz? Pek çok iyilik savunucularının birilerinin hayatına olumlu şekilde dokunmayışı beni zaman zaman bu düşüncelere sokar. Hatta bir çıkar söz konusu ise maalesef güleryüzlerinin altında yatan sinsilik derinlerde görülebilir. Bu da beni çok üzer. Burada kesip atmak yerine bir iki temennide bulunmak istiyorum. Değer verdiğimiz veya sadece var olduğu için değerli olduğunu düşündüğümüz insanların yüzlerine bakıp dertlerini anlamaya çalışalım. Basit bir "Günaydın!" bile mod yükseltebilir.

Duygularımı/düşüncelerimi açıklamaya çalıştım. Vakit ayıranlara teşekkür ederim 😌 Dilerim okuduğunuza değdiğini düşünürsünüz.

Yorumlar